Blog

Parkinson Hastalığı Nedir? | Belirtileri, Nedenleri ve Tedavisi

Parkinson Hastalığı Nedir?

Parkinson hastalığı, beynin substantia nigra adı verilen belirli bir bölgesindeki nöronların yıllar içinde, aşamalı olarak hasar görmesi sonucu ortaya çıkan nörodejeneratif bir bozukluktur. Bu bozukluk, 500 kişiden 1’ini görülmekte; bununla beraber, erkekleri kadınlardan bir buçuk kat daha fazla etkilemektedir.

Parkinson Hastalığının Belirtileri

Parkinson hastalığına ilişkin belirtiler, genellikle yıllar içinde yavaş yavaş gelişir. Semptomlar, kişiden kişiye farklılıklar gösterebilirken, hastalık yaygın olarak aşağıdaki belirtiler ile karakterize olur:

  • Özellikle ellerde, kollarda, bacaklarda, çenede ve kafada görülen sürekli titreme,
  • Uzuv sertliği,
  • Yürüme ve denge sorunları,
  • Harekette yavaşlama,
  • Hareket başlatmakta ve sürdürmekte sorun yaşama,
  • Yutma, çiğneme ve konuşma güçlüğü,
  • İdrar yaparken zorlanma veya kabızlık,
  • Cilt sorunları (seboreik dermatit),
  • Yürürken takılma eğilimi,
  • Geriye düşme eğilimi,
  • Koku duyusunun kaybı,
  • Yürürken kol sallanmasının azalması,
  • Koordinasyon eksikliği.

Bunların haricinde, Parkinson hastası olan kişiler, çok çeşitli psikolojik semptomlar da taşıyabilir. Bunlar:

  • Depresyon ve anksiyete,
  • Ani duygusal değişimler,
  • Uyku sorunları (canlı rüyalar, uykuda konuşma, uyku anında istemsiz hareket vb.)
  • Dikkat ve hafıza problemleri,
  • Halüsinasyonlar,
  • Psikoz,
  • Görsel-mekânsal bağlantıyı kurmada zorluk yaşama.

Parkinson hastalarının çoğu 50 yaşın üzerinde semptomlar geliştirmeye başlar; bununla beraber, 20 kişiden 1’i ilk kez 40 yaşın altındayken belirti gösterir. Ayrıca, semptomlar genellikle vücudun bir tarafında veya tek bir uzuvda başlar. Hastalık ilerledikçe her iki taraf da durumdan etkilenir. Bununla birlikte, semptomlar bir tarafta diğer tarafa göre daha şiddetli olabilir.

Parkinson Hastalığının Nedenleri

Parkinson hastalığının ortaya çıkışına dair tek ve kesin bir sebep gösterilemese de, bu rahatsızlık yaygın olarak genetik mutasyon ile ilişkilendirilmektedir. Parkinson vakalarının bir kısmı kalıtsal nedenlere dayandırılsa dahi, hastalığın rastgele olarak ortaya çıktığı da görülmüştür. Öyle ki, bazı durumlarda ailede hastalığa ilişkin öykü bulunmasa da kişi bundan etkilenebilmektedir. Bu sebeple Parkinson hastalığının bir başka nedeni olarak genetik faktörler ile çevresel faktörlerin birleşimi; kişinin toksinlere maruz kalması gösterilmektedir.

Bunların haricinde ırk önemli bir faktör olarak kabul edilir. Öyle ki, Beyazların Parkinson hastalığına yakalanma olasılığı Afrikalı Amerikalılardan veya Asyalılardan daha yüksektir. Aynı şekilde, kişinin yaşı da hastalığa yakalanma açısından belirleyicidir. Parkinson genellikle 50 ila 60 yaşları arasında görülür. Vakaların yüzde 5-10’unda yalnızca 40 yaşından önce ortaya çıkar. Ayrıca bilinmektedir ki baş yaralanması yaşayan kişilerin Parkinson hastalığına yakalanma olasılığı daha yüksektir.

Yukarıda da bahsetmiş olduğumuz gibi, Parkinson beynin hareketten sorumlu bölgesinde bulunan sinir hücreleri ve nöronların hasar görmesi ertesinde ortaya çıkar. Hastalıktan etkilenen bu nöronlar, dopamin olarak bilinen önemli bir beyin kimyasalı üretir. Nöronlar öldüğünde veya bozulduğunda, vücut daha az dopamin üretirek hareket problemlerine neden olur. Bilim insanları, dopamin üreten hücrelerin hasar görmesinin asıl sebebini ortaya çıkarabilmiş değildir.

Parkinson hastaları ayrıca, kalp atış hızı ve kan basıncı gibi vücudun birçok otomatik işlevini kontrol eden sempatik sinir sisteminin ana kimyasalı olan norepinefrini üreten sinir uçlarını da kaybeder. Norepinefrin kaybı, Parkinson hastalarının tansiyon ve sindirim sorunları yaşamasına sebebiyet verir.

Parkinson Hastalığının Teşhisi

Parkinson hastalığına ilişkin belirtiler ve sorunun ilerleme hızı bireyler arasında farklılık gösterir. Bazı durumlarda, hastalığın erken aşamadaki semptomları (hafif titreme, oturup kalkarken zorluk çekme, konuşmada yavaşlık, el yazısının bozulması gibi) yaşlanma belirtilerine benzediğinden kişiler herhangi bir rahatsızlık geçirdiğini düşünmeyebilir. Bu da, kişilerin sağlık merkezlerine başvurmalarını engellerken, erken teşhisin de önüne geçebilir.

Bununla beraber, hastalığı kesin olarak tespit etmek için tıbbi testler yoktur; ancak ilaç tedavisine verilen yanıt, Parkinson’un teşhis edilmesi açısından belirleyici özellik gösterir. Teşhis, kişinin tıbbi geçmişine ve nörolojik muayeneye dayanır.

Bu hastalık, diğer birçok rahatsızlık ile benzerlik gösterdiğinden, mümkün olan en kısa sürede kesin tanı koymak önemlidir. Bu sebeple uzman bir hekime başvurmak elzemdir.

Parkinson Hastalığının Tedavisi

Parkinson hastalığına sahip olan bireylerin çeşitli terapiler ile yüksek bir yaşam kalitesine sahip olması mümkündür. Hastalık yaygın olarak, vücudun dopamin salgılanmasını sağlayan dopaminerjik ilaçlar ile kontrol altına alınabilmektedir. Bununla beraber, kullanılan tüm tedaviler, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmadan veya durdurmadan semptomları ortadan kaldırmaktadır.

Tedavide kullanılan diğer ilaçlar ise şöyledir:

  • Vücuttaki diğer beyin kimyasallarını etkileyen ilaçlar,
  • Levodopa (L-DOPA) içeren ilaçlar,
  • Beyindeki dopamini parçalayan enzimi yavaşlatmak için MAO-B inhibitörleri,
  • Dopaminin parçalanmasına yardımcı olan COMT inhibitörleri,
  • İstemsiz hareketleri azaltmak için antiviral ilaçlar,
  • Titreme ve kas sertliğini azaltmak için antikolinerjik ilaçlar.

İlaçlara ve yaşam tarzı değişikliklerine iyi yanıt vermeyen Parkinson hastaları için, halk arasında “beyin pili” olarak bilinen derin beyin stimülasyonu – uyarımı uygun bir tedavi seçeneği olabilir. Bu tedavide, beyindeki hasarlı bölge elektrotlar ve bir pil aracılığıyla uyarılarak, beynin ürettiği anormal sinyaller baskılanır. Cihaz ve elektrotlar titreme, yavaş hareket ve sertlik gibi semptomların ortadan kaldırılması açısından oldukça etkilidir.

Hastalık ayrıca, “Ameliyatsız Pompa Tedavisi” olarak bilinen yöntemle de kontrol altına alınabilir. İlk defa 2015 yılında ABD’de kullanılmaya başlanan bu teknik, ince bağırsağa yakın bir noktaya yerleştirilen “apomorfin pompa” ile hastanın sürekli olarak alması gereken ilacın cilt altından verilmesini sağlar.

Bunların yanı sıra, konuşma terapileri ile ses bozuklukları ortadan kaldırılabilir. Buna ek olarak, kasları güçlendirmek ve dengeyi sağlamak için sağlıklı bir diyet programı da tedavi süresince önerilmektedir.

Yazıyı paylaş

Bir cevap yazın